Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

dugunde kosan cocuklar

2-7 yas grubu, henüz akıl baliğ olmamış mantıklı hareket etmeyen içgüdüleriyle bir sağa, bir sola koşturan veletlerdir. ben onların niçin dairesel bir şekilde koştuklarını bir türlü anlayamadım ve bundan zevk almalarına inanamadım hiç bir zaman.

derin bir gözlem sonucu vardığım kanı ise şu; akranları ile hadi “arkadaş olun gazı” ile kaynaştırılıp vitesi boşa alıyorlar. ağzıyla araba sesi çıkartarak salya sümük koşturmaya başlıyorlar. serseri mayın moduna giriyorlar.  dans ederken ona buna çarpan, 5 saniyelik bir ehuee”" surecini geçirdikten sonra ayağa kalkıp kaldıkları yerden devam ederler. takı töreni vakti gelince,piyanistmiş gibi davranan kıro ise mikrofana doğru yaklaşarak, “az sonra takı törenimiz baslayacaktır. lütfen pistteki çocuklarınızı yanımıza alalım.”  anons eder. anonslara rağmen halen ortada dikilirler. büyük bir kısmı ise  düğünün sonlarına doğru yorgunluktan dolayı sandalye tepesinde ya da masanın üstünde uykuya dalarlar.

bir efsaneye göre bu çocuklar mesailerini sadece koşmak için harcarlar.  sadece düğün ikramı yaş pasta ve sade gazozla beslenirler. 

son olarak bunları durdurmak için bir teorim var.”ailelerinin yanında olmayanlarına pasta verilmeyeceği” söylenerek uslu kalmalarını belki sağlarız.
kısacası bunlar tanımlanamayan koşan cisimlerdir.

aptala yatma sanatı

aptala yatma

eğitim hayatım boyunca tek unutmadığım sanat oldu “tecahül-i arif” . unutamıyorum çünkü sürekli gündelik hayatımda kullanıyorum.  

“cahül”  kelimesi cahili, “arif” ise bilgili demek olduğundan “cahil bilgili” anlamına geliyor. çelişki gibi geliyor. meselede zaten buradaya. aptala yatma sanatı işte. bilipte bilmemezliğe vurma.  tabi insanlarımız sadece bu sanatı aptala yatma olarak adlandırmıyor. mesela kavga sırasında yapılırsa “ayak yapma lan” ya da bacak organıda eklenip “ayak, bacak yapma” olarakda adlandırılabilir. babama göre fuzuli  soru sorabilme sanatidir. şairlere göre ise  bir şeyi bildiği halde bilmiyor gibi yaparak bizi keklemeye çalıştığı sanattır.

son olarak, türk halkından bir şey isteyeceğim. canııım ülkemde  tecahül-i arif sanatını uygulama vaktinin geldiği 3 sanatçı var. bunlar: banu alkan, bülent ersoy, yılmaz morgül… artık bunları ne zaman görmemezlikten geleceğiz?

not:  bana böyle güzel bir konu hakkında yazmama vesile olan “Onur Uz” adlı şahsiyete sonsuz minnet.

mayonez yerim, ketçaba küsüm!

pis ketcap

kendimi bildim bileli yemek masalarında, patates kızartmalarında, dudak kenarlarında kendisini görür dururdum; ilk başlarda beğenmiştim de kendisini,  ama sonra baktım ki ortalık malı oldu kendisi. pilava bile dökülmeye başladı. kendisinden soğumaya başladım. zamanla ketçap denen zerzevat ile samimi bir ilişki içine girmedim bir daha.

hepsinden öte şunu farketmiştim; damak tadı gelişmemiş insanlar kullanıyordu sanki. makarnaya koyarsanız artık o makarnanın tadı yoktur ketçaptır tadını aldığınız.  patates kızartmasının üstünü kaplarsanız ketçapla o da artık patates kızartması tadında değildir yani.

ama mayonez öyle değil işte. hamburgerin içinde, patatesin üstünde, salatanın sosunun içinde, makarnayla, ekmekle, kısaca sıklıkla yediğim, eşsiz bir tadın sahibidir. bir lezzete lezzet katmak akla geldiğinde elimin ilk gittiği sosdur.

genel olarak ise insanlar bu ikiliyi hiç ayırmazlar birbirinden. aslında karıstırılıp satılsa da insanlar 2 sini birden almak zorunda kalmasalar diye sormadan da edemiyorum bazen…

ayrıca bu ikisi hiç çaktırmazlar ama resmen bir soru cümlesidir? örnek bir diyalog:

- hazır mı bizim kumpirler.
- hazır abi.. ketçap mayonez?

 

mayonez

çalışkan minnacık veletler

calisan veletler

taksim’de bir gece eğlenmekten vazgeçip, eve döndüğüm bir gece, direğe yaslanıp önünde ki tezgaha bakmak yerine, sol tarafındaki mcdonalds’da babasının elleriyle patates kızartması yedirdiği kıza bakıyordu cemal. yüreğim gerçekten cız etmiş olacak ki allahtan üzülmekle yetinmekle kalmayıp, yanımdaki arkadaşıma dönüp, “biraz tezgahla sen ilgilenir misin? ben cemal ile hamburger yiyeceğim” demiştim. sağ olsun beni kırmadı. biz de cemal ile birlikte içeri girip genç turkcell’in bize verdiği imkanı kullanmıştık. cemal 1 nolu menüyü, ben ise 7 nolu menüyü seçmiştim. cemal sanki insan sarrafı gibi kendinden o kadar emindi ki, samimiyetimizden şüphesi yoktu.  kim bilir belki bir kere kaçırılmıştı, bu kez kaçırılsa umutlarına kaçırılacağını düşünüyordu.  içeri girmeden önce imrendiği kız sanırım tiksinmişti ama olsun cemal mutluydu.

daha bu olay tazeliğini korurken bugün internette “çalışan veletler” ile ilgili bir fotoğraf çalışması buldum. buyrun…

calismak-icin2 Okumaya Devam »

dexter morgan

çoğu zaman hukuk sistemindeki kimi boşluklardan, ya da bazı bürokrasi forsundan yararlanarak sokaklarda serbestçe dolaşmaya devam eden, ceza almadan yakasını işlediği suçlardan sıyıran kişilere karşı çoğumuzun içinde öyle ya da böyle açığa çıkan ama uygulamaya dökemediği öldürme isteğini, dexter hepimiz adına gerçekleştirmektedir.  bu böyle biline lütfen.

hem ayrıca, içinizdeki şiddeti sınırlarına kadar tatmin eden hem de içinizi umutla dolduran bir yapısı da vardır.

kendi kendine konuştuğunda zaten dexter bunu açık ve net bir şekilde söylemiyor mu?

“when you take a man’s life, you’re not just killing them. you’re snuffing out all the things he’ll ever become.”

rolly polly

rolly-polly

sarma sigara bir nevi evreka ! evreka! olayıdır benim kişisel tarihimde…  

dedem büyük bir keyifle içerdi, bana zarar veren dumana rağmen. bir diğer ayrıntı ise; babam hep markete malboro almaya göndermesine rağmen, dedem hiç göndermezdi. ama en çok da o içerdi. fosur fosur. aradan yıllar geçtikten sonra dedemin sigara kaynağını keşfetmiştim. kendisi sarıyordu. işte o gün özentiliğim benim için keyfe dönüşen evreka günümdü.

hemen oturdum cigara sarmaya başladım. Okumaya Devam »

sevgiliyi uyurken izlemek…

enura

değer verilen sevginin en saf halini en masum şekilde değerlendirme fırsatıdır. o kadar anlamlıdır ki; uyurken o yüz hatlarındaki her kıvrım, beyninizin her kıvrımına yerleşmiş olan bir ifadedir. boylu boyunca yatar o damarlardan oluşan beyninizdeki kıvrımlarda. sadece saatlerce seyredersiniz. dokunmak belki büyüyü bozar diye korkularınızdan kaçarsınız. bu kaçış bir sigara dumanı olarak döner size. izlersiniz saatlerce…

belki ilk, belki de son gösterimdir bu masumiyet slaytı. onunla konuşurken, yüzüne bakarken, karşılıklı ağlaşırken, belki de sevişirken hiçbir zaman yakalayamayabilirsiniz bu tınıyı yüz hatlarında. işte o anı yakaladığınız zaman görsel anı defterine copy paste edin “hayatımın en huzur dolu anı” diye… 

yaşanan gizli de olsa masumiyet ilişkisi; ne kadar bencil de yaşansa o an sizin için, bir tatlı tebessüm oluşturacaktır ilerde hayatınızdan çıktığında hatırlayacağınız; ayrıldıktan sonra hazımsızlıktan o masumiyete ” hafif meşrep” sıfatlar yakıştıran amacı sapmış eril bozuntularından farklı olarak…